
Aslında Türk entelektüelleri kolbastıya özel önem vermeliler. Mesela Cogito dergisi “Kolbastı: Kitsch mi, Avant-garde mı?” başlığıyla bir dosya hazırlayıp, Türk entelijensiyasının en anlaşılmaz kalemlerine yazı yazdırmalı. Zizek “Kolbastı: Türklerin Yüce Semptomu” adında bir kitap yazsa mükemmel olmaz mı? Ama kolbastıya maruz kalan Zizek “Lacan da kolpaymış aga” deyip Doğan Cüceloğlu ve Üstün Akmen’le birlikte kolbastı grubu kurabilir tabii. Yine de bu tehlikeyi göze almaya değer bence.’
devamını göreyim »

Derviş Zaim, samimi bir dil arayışının filmlerini yapıyor. Üçlemesinin Cenneti Beklerken’den sonraki ayağında da aynı arayış ön planda – ama daha saf, daha yoğun bir bakış eşliğinde.
devamını göreyim »

Eleştirmenin bazen düpedüz yalnızlık gibi görünen özgürlüğüne karşılık sinema yazarı her filmi anlatır, açıklar, özetler vs. Bir eleştirmense filmle ilişkisini söyleşi olarak tanımladığı için hiçbir söyleşinin tamamlanmayacağını, hep yarım kalacağını bilir. Özgür iki varlık’tan birisi her ân masayı terk edebilir.
devamını göreyim »

![]()
Değerli okurlar, içinizden bazıları bizi yoğun bir soru bombardımanına tutuyorlar. En az İsa Nem’in posta kutusu kadar, siteninki de okuyucu mailleriyle dolup taşıyor. Tabii ki, İsa Nem doğru söylüyor, bense uyduruyorum. Yine de psikolojik bir baskı altında olduğumuz kesin. Soru açık: niye yazmıyoruz.
devamını göreyim »

Ben de felsefe yapmak ve “vallahi Hülya Avşar’ı anlamıyorum yahu” demek istiyorum sevgili okurlar. Millet Derrida yorumcusu oluyorsa ben de Avşar yorumcusuyum, ne olmuş yani?
devamını göreyim »