Muzır muhalefet

7 Kocalı Hürmüz benim son dönemde seyrettiğim en eğlenceli, en neşeli film. Ama bu filmi eğlendirici kılan unsur sadece renkli tipleri, başka bir filmde olsa ‘sulu’ ve ‘ucuz’ diyebileceğimiz ama filme yakışan esprileri, vodvili andıran hareketliliği ve handiyse çizgi-filmi anıştıran iki boyutlu görselliği değil: Bütün bu eğlencenin yanında Ezop genelgeçer tarihsel ve kültürel söylemleri de rahatsız etmekten çekinmiyor. Üstelik bunu kendini ciddiye almadan, handiyse soytarıca bir üslupla, oyunbozan bir oyunbazlıkla yapıyor.
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü (2006) filmindekine benzer bir düzeneği, postmodern diyebileceğimiz oyuncul bir stratejiyi bu filmde de devreye sokuyor Ezop. Ancak 7 Kocalı Hürmüz’ün bir yapıntı, bir edebi eser olması (Sadık Şendil, 1971) yönetmenin oyuncul kurgusuna bu kez daha fazla imkân tanıyor. Film yer yer anakronik bir dille (“Osmanlı adaletine güvenim tam” esprisi, It’s Raining Men şarkısının ‘aranjman’ı olan Gökten Herif Yağacak şarkısı gibi öğeler) güncelle tarihi harmanlarken nesne ve kostüm kullanımı tarihdışı bir anlatıya göz kırpmaktan geri durmuyor. Filmdeki tiplerin kendi kendilerini parodileştirmeleri, İstanbul’un bir Karagöz Hacivat oyununu andıran iki boyutlu ve renkli silueti postmodern kurgunun oyunbaz yüzeyselliğini andırıyor. Filmin müzikal sahneleri de Ezop’un türlerarası geçişlerden kaygı duymadığının göstergesi.
Ancak bunların yanında Ezop, belki de bu eğlenceye aykırı gibi duran bir söylemi de derinleştirmekten geri kalmıyor. Önceki filmin genelgeçer, resmî tarih söylemine aykırı dili bu filmde de karşımıza çıkıyor. Yönetmen bir yandan kadın-erkek ilişkilerine dair modern zamanları hatırlatan göndermeler yaparken kültürel bilinçdışımızda mevcut olan erkek ve Osmanlı kurgusunu da eleştiriyor.
Serpil Oppermann Postmodern Tarih Kuramı adlı çalışmasında (Phoenix, 2006) postmodern tarih anlayışının metinsellik özelliğini vurgular. Bu metinsellik dolayımında tarih de bir metindir ve “(…) tarihsel gerçeklerin içinden pek çok farklı öykü üretilebilir. Yani, postmodern roman [sinema] tarihe yeni açılardan bakmayı, belirsiz noktaları yorumlamayı ve resmî tarihte göz ardı edilen kopuklukları yeniden yazmayı denemektedir.”
Burada önemli olan olayların olup olmaması değil, ‘nasıl’ anlatıldıklarıdır. Tartışılan “olayların varlığı ya da yokluğu değil, ancak onların nasıl yazılıp yorumlandığı üzerinedir.”

Ezop’un yeni masalı bize iki şey gösteriyor: Öncelikle, eleştirel bir söylem de eğlenceli olabilir. İkincisi, gerçek hakkında masalların da tarih kadar söz söyleme hakkı vardır.
Postmodern tarih anlayışı ‘kendimiz’ hakkında anlattığımız kurguların sadece tarih değil aynı zamanda hikâye olduğunu da gösterir (history, story, geschichte… hem tarih hem de hikâye demektir). Bu elbette bir yandan tarihin hikâye olduğunu söyler ama öte yandan bunun başka türlü kurulabileceğine dair imkânları da işaret eder. Böylece postmodern bir kurgu, farklı yorumlara imkân tanıyan bir çeşitlilik sunarken mevcut tarihsel söylemleri de eleştiriye açık kılar.
Ezop, özellikle bir önceki filmde, Fuat Köprülü, Ahmet Yaşar Ocak gibi tarihçilerin bakış açılarını hatırlatan bir yaklaşım sergiliyordu. 7 Kocalı Hürmüz’de de benzer anıştırmalar yok değil. Özellikle (önceki filmde de şaman Karagöz’ü oynayan) Haluk Bilginer’in canlandırdığı ‘azatçı’ kılık kıyafetiyle şamanlara atıf yapıyor. Ezop, resmî Osmanlı ve Türk söyleminin yerine yukarıda andığımız tarihçilerin çalışmalarında karşılaştığımız Anadolu ve Osmanlı tasvirine benzer unsurları öne çıkarıyor. Başka bir ifadeyle “resmî tarihte göz ardı edilen kopuklukları” dile getirme kaygısıyla farklı bir hikâye anlatıyor.
Böylesi bir tarihsel çerçevede filmin kendine özgü mizah duygusu da anlam kazanıyor. Başta da belirttiğim gibi herhangi bir filmde sulu bulacağımız birtakım espriler filmin anlattığı tarihsel bağlam içinde düşünüldüğünde yerine oturuyor. Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü filminde de benzer bir yaklaşım vardı. Ezop bugün için komik olmayan esprileri tarihsel bağlamına yerleştirirken hem dönemsel mizah anlayışını gösteriyor hem de seyirciyi güldürüyor. Filmdeki tiplerin ‘aşırılıkları’ ve karikatürize hâlleri geleneksel mizaha (ortaoyunu, hayal perdesi) atıf yaptığı gibi postmodern metin anlayışını, oyunsallığı da ima ediyor. Bu mizah anlayışında da gene yukarıda andığımız tarihçilerin yaklaşımlarına benzer folklorik izler var.
Filmin ikili örgüsü sözünü ettiğim postmodern yaklaşımla ortaya çıkıyor: Mizah ve tarih bağlamında eleştiri ve gerçek kaygısı öne çıkarken metin ve kurgu bağlamında filmi eğlenceli kılan oyuncul bir yüzeysellik ifşa oluyor. Ancak burada yüzeyselliği bir olumsuzluk olarak ele almıyorum. Zira yüzeysellik anlatmak istediğim eleştirel yapının oluşmasını sağlayan önemli öğelerden biri. Üstelik Ezop’un nerede oyuna nerede gerçeğe öncelik verdiğine bakılırsa yaptığı eleştirinin yüzeysel olmadığı da aşikâr sanırım.
Ezop’un yeni masalı bize iki şey gösteriyor öyleyse: Öncelikle, eleştirel bir söylem de eğlenceli olabilir. İkincisi, gerçek hakkında masalların da tarih kadar söz söyleme hakkı vardır.














İşte benim o bahsettiğim pantolon ayakkabı uyumu.Filmin ayakkabısı olan bir yorum olmuş ama ben beğendim.