abonelik: yazılar | yorumlar

Life During Wartime: “Savaş zamanında” mutluluk arayışı Gece ve Gündüz: Pastişi bol bir “seyirlik”

No.1: Yaz neşesi

0 yorum
album_no1_0
Bark Psychosis’in ’sesler’ ile kurduğu ilişkinin kıymetli bir ürünü olan Hex, garip bir imgelemin fonunu oluşturmaya her çalınışında baştan başlayan, ilk bakışta 7 fragmandan oluştuğu söylenebilecek, lakin aslında tek bir parça gibi inşa edilmiş, kurgulanmış ’sesler’ kataloğudur.

No.1
Bark Psychosis – Hex (1994)

BAZI terimlerin ilk kez tanımladıkları kişiler, kitaplar, albümler önemlidir; zira bir yolu açmışlardır, bir hareketi başlatmışlardır, gövdelerinden uzantılar fışkırtmışlardır, alelade kopyalara neden olmuşlardır ve netice itibariyle hiç yapılmamış bir şeyi yapma cesaretinin ürünüdürler.

Hex, Bark Psychosis’in 1994 yılında çıkan ve Mojo’da yayınlanan Simon Raynolds imzalı eleştiride ilk kez “post-rock” olarak tanımlanan albüm olma ünvanına sahip, enteresan bir eser. Enteresan, çünkü “tak bakalım teybe hanım” diyerek, uzun yolculuklarda ya da gün içerisinde ofiste playlist’e ekleyip dinleyebileceğiniz bir albüm değil Hex. Aslında Hex, 50 küsur dakikalık tek bir şarkı gibi okunması olası, yekpare bir track.

Bark Psychosis’in ’sesler’ ile kurduğu ilişkinin kıymetli bir ürünü olan Hex, garip bir imgelemin fonunu oluşturmaya her çalınışında baştan başlayan, ilk bakışta 7 fragmandan oluştuğu söylenebilecek, lakin aslında tek bir parça gibi inşa edilmiş, kurgulanmış ’sesler’ kataloğudur.

Dinlediğiniz şeyin öncülüğünü, ona olan yabancılığınızın beraber geçirdiğiniz zaman arttıkça doğru orantılı olarak artmasından anlarsınız. Hex‘in zor bir albüm olması buradan gelir, ama onu özel yapan şey, tek başına zor olması değildir. Bu cümle, aslında hiçbir sanat ürününe estetik değer verebilecek bahane olamaz. Böyle saçma sapan bir ‘tespit’, olsa olsa önyargı olabilir, ki o da estetiğin alanı dışında yer alan, muhtemelen politik bir tavırdır.

Hex, anlatısını hiç kurgulamadan, herhangi bir ön çalışma yapmadan anlatmaya koyulmuş bir anlatıcının parçalı hikâyesine pek çok benzerlik gösterir. Ama bir yandan da böylesi karmaşık ve ‘yenilikçi’ bir anlatının, alelade doğaçlama bir fikrin peşinden koşarak inşa edilebileceğine inanmak, insanda büyük bir hayal kırıklığına neden olacağı için, insan kendisini koruma amaçlı ve bolca kavramla süslenmiş bahaneler uydurmaya koyulur. Hex’in ise böyle bir derdi olmadığı, Bark Psychosis’in ise ne olduğunu bilmese de bir şeyin peşinde olduğu kesindir.

Bir cover grubunun, kuruluş amacından kurtulup, yepyeni bir bağlam içinde kendisini tanımlayabilmesi her zaman karşımıza çıkan bir durum olmadığı gibi, bu albümün ses üzerinden ilerleyip, aslında sadece ‘tek’ bir ses içinde (grubun diğer üyelerinin meydana getirdiği) 9 + 4= 13 sesi eritme becerisi göstermiş olması da kolaylıkla açıklanamaz. Hex‘i özel kılan pek çok şeyden ilki, djembe’den, yaylı kuartetine kadar bir çok farklı sesin tek bir sese dönüşüp, hikâye anlatmaya direnen bir müziği oluşturmasıdır. Faz değişiminin deney ortamında kayıt altında alınmış halidir Hex. Bu müzikal strateji, bugün birbirine benzeyen bir sürü zırvalığı peşinden sürüklemiştir sürüklemesine ama Hex, dinleyicisinden bariz ve tek bir şey ister: samimiyet. Çünkü hiç kimse için bir albümdür Hex. Ve bu hiç kimse için olma halinin baş müsebbibi, seslerin kurgulanmasıyla görevlendirilen Roy Spong’dur. Roy Spong, albümün mix’ini gerçekleştiren, bence Hex için sinemada kurgucuyla benzer bir görevi üstlenmiş, muhterem bir sanatkârdır. Albümde emeği geçen herkese teşekkür edebiliriz, ama Spong’un, ekip elemanları içerisinde albüme 50 dakika ve bir ömür daha fazla verdiğini görmezden gelmek, büyük bir ıska olacak gibidir.

Hex‘in, eskiden DOS işletim sisteminde, edit programında açılabilir (exe uzantılı) dosyaları açıp, o dosyaların binary diline dönüşmeden önceki son ve karmaşık halini görenlerin ilk anda hissettikleri, garip ve bir o kadar da uçucu duyguları tetikleyen bir albüm olduğunu söylesem, ne anlarsınız?

Kalp, düz çizgi, kare, üçgen ve tekrar kalp.

Hex‘in zor bir albüm olması, günümüz dinleyicisinin kolaya kaçma eğiliminden ileri gelen bir tanımlamadır aslında. Yoksa işletim sistemlerinin arayüzsüz hallerinin demode olmasının, ilkellik kabul edilmesinin ve onların bu bahanelerle karanlık yüzleriyle ilgilenmekten kaçınmamızın… ben başka türlü açıklamak istemiyorum. Karmaşadan çekiniyoruz. Tıpkı bu yazıyı bitirmeden giden pek çok okurun yaptığı gibi.

Yorum yapın