abonelik: yazılar | yorumlar

Ordæmonium ‘Çoğunluk’ Mertkan’ın gözyaşlarını görmüyor

Çoğunluk’un söylemi

4 yorum

cogunluk_0

Festivallerde boy gösteren yeni yönetmenlerin ilk filmleri hepimiz için merak konusu. Bu ilk filmler arasında aldığı ödüllerle öne çıkan Seren Yüce imzalı Çoğunluk ‘sağlam’ bir zinciri ifşa ediyor. Film erkek egemen söylemi, derinden işleyen faşizmi, ayrımcılığı, konformizmi orta sınıf bir ailenin zıpır oğlunu odağına alarak ele alıyor.

Çoğunluk, çoğunluğun çok sık karşılaştığı durumları göz önüne getirerek gündelik tavır ve sözlerde malum söylemin nasıl işlediğini öne çıkarıyor.

Zorba babanın (Settar Tanrıöğen) peşinden kan ter içinde sürüklenen birörnek oğulu (Bartu Küçükçağlayan) gösteren bir epilogla başlayan film, oğulun sistemin çarklarına nasıl uygun hale getirildiğini, bu işlemin ailenin sınırları içinde gerçekleştiğini gösteriyor. (Bunların çocukları doğuştan böyle mi denmek isteniyor?) Müteahhit baba, hem oğulun inşası için hem de sözkonusu çoğunluğun inşa usulüyle ilgili çok şey anlatıyor. Yine esnaf ağabeyin, “Ne zaman askere gidiyon yeğenim?” ısrarı filmde abartılı bir tekrar içinde sunuluyor görünse de bu topraklardaki erkeklerin biteviye karşılaştıkları, devlet tarafından takibinin diğer erkeklerce/kadınlarca içselleştirildiği bildik bir sorgulama bu.

Babanın emirleri, milletin sorguları arasında işe gidip gelen arada da AVM’lerde takılan Mertkan’ın yaşadığı öylesine hayatını, hiçbir şeyi irtibatlandıramayan, anlayamayan, anlamak da istemeyen hayatını en çok “N’alakası var” sözü anlatıyor. “Askerden mi kaçıyon lan? / N’alakası var abi!” “Vicdan mı yapıyon lan? / N’alakası var kanka!” “Ağlıyormusun oğlum? / N’alakası var anne ya!”

Bu ve buna benzer birçok diyalog seyirciyi çokça, üstelik fena halde güldürüyor. Ama bu komik durumların pek de gülünecek şeyler olmadığını fark ediyoruz. Bizi güldüren o acı durumların komikliği gündelik hayattaki tekrardan ve aşinalıktan besleniyor.

Çoğunluk, çoğunluk içindeki farklı birini anlatmıyor. O yüzden Mertkan gerçekten sevmiyor, gerçekten isyan etmiyor. Ne verildiyse o oluyor. Filmin başında evdeki hizmetçiye attığı tekmeyle, filmin sonunda inşaattaki işçiye savurduğu küfür arasında bir fark yok. (Film süresi içinde yaşadıkları, o halde, kısa süren bir ergen kafa karışıklığından ibaret?) Bir fark ihtimalinin olmadığı bir çıkışsızlığı anlatıyor Çoğunluk.

cogunluk_1

Konuşkan ve lekeli
Çoğunluk doğru bir söyleme sahipse, öyle görünse de bazı soru işaretleri barındırıyor. Başlıca sorun söyleminin çok konuşkan olması. Film boyunca geçen diyaloglar sadece birbirini tekrar etmiyor, bazı sözler abartılı bir şekilde öne çıkıyor. Örneğin babanın, filmin fragmanında da geçen, “Bak ben her gün, sizin için, vatan için, en şereflisi, hep daha fazlası için çalışıyorum” sözü. Yine aynı yerde, “Hepimizi elhamdülillah Müslümanız, Türküz.” Böyle bir konuşmanın “çoğunluk”un babalarının yaptığı bir konuşma olduğunu kabul etsek bile, filmde bu, bu sınıfı tahlil eden bir kitap alıntısı gibi duruyor.

Konuşkanlıktan kastettiğim sadece diyaloglar değil. Filmin öyküleme tarzı da, hatta oyuncu tercihleri de çok konuşuyor. “Döktüren” Settar Tanrıöğen (bkz. Kader’deki baba) ve Erkan Can (bkz. Takva’nın başındaki boynu bükük) artık kendi başlarına işleyen birer metin işlevi görüyorlar. Yer aldıklarını öğrendiğimiz anda film hakkında aşağı yukarı bir fikir ortaya çıkabiliyor.

Ayrıca çoğunluğun ayrımcılığı ele alınırken filme de çoğunluğun görüşüne paralel bir ayrımcılık bulaşıyor. Kürt (senaryoda belli, filmde değil) kızı Gül (Esme Madra) hangi bakışa göre konumlanıyor? Kürt kızları ailelerinden kaçarak mı okuyorlar, zengin çocuklarını bir iki selamla evlerine çağırıp, öylesine birlikte mi oluyorlar, oturdukları mahallelerde illaki hırsızlık mı oluyor, aileleri zorba mı oluyor, sorunlu ailelerden sığınan küçük kızları bir yandan okuyup bir yandan dilencilik mi yapıyor, sosyolojide okuyorlar ve en büyük hayalleri koca bulmak mı, hatta sosyoloji okuyorlar ve hayalleri Akmerkez gezgini bir koca bulmak mı?

Sorunlu olsa da Çoğunluk son dönemdeki en iyi filmlerden biri, en azından tartışmaya açtığı söylemi itibariyle.

  1. serceft diyor ki:

    benim anladığım kadarıyla Kürt kızı Esme filmde aslında sosyoloji okuyan birisi değil.öğrenci olduğunu, sosyoloji okuduğunu iddia etse de bununla alakalı tek kanıtımız kızın söylediği ben “okuyorum” “öğrenciyim” gibi söylemlerinden ibaret.filmde esmenin öğrenciliğine vurgu yerine mertin zengin olduğunu, ailesinin zengin olduğunu anladıktan sonra daha çok mert’le bir şekilde evlenerek tabiri caizse esmenin belki de hayalini kurduğu bir hayata, sosyal ve ekonomik tabakaya kapak atma çabası var gibi gözüküyor.çünkü filmde esme istenmediğini fark etmesine rağmen mertin evine gidiyor, mert’in esmenin evindeki ilk denemesinin oldukça başarısız ve belki de merti küçük düşüren bir deneme olmasına rağmen esmenin bunu sonradan değil dile getirmesi iması bile söz konusu olmuyor ve merte istediğini veriyor.
    eleştiriyi yapan fuat er iyi yakalamış filmde esme örneğinde Kürtlere karşı da belki de istenilmeden negatif algı oluşmuş.ancak filmde bana kalırsa böyle bir amaç aslında güdülmemiş, esmenin de “çoğunluk” karakterinde birisi olduğunu ancak geçmişi, ailesi vs. gibi sebeple hayata 1-0 yenik başlaması sebebiyle “çoğunluğun” ortaya koymuş olduğu davranışları yapamaması tezi işlenmiştir bence.

  2. mahsen kunt diyor ki:

    ’sosyoloji okuyan kürt kızı hiç böyle biri ile beraber olur mu efendim evlenme hayalleri kurar mı?(evlenme hayali kurar mı kısmına çok gülüyorum) ne saçma!
    pek çok yerde bu minvalde eleştiler okuyorum film ile ilgili düşünün-genç toy bir kız, rahat arabalar,nasıl bir insan olduğunu anlamasa da ev arkadaşına bak benim de bir sevgilim var,diye gösterilecek eli yüzü düzgün bir çocuk,kız pekala bunlara tav olmuş olabilir bir film karakterinin bile her şeyden önce’istekleri ihtiyaçları olan ve o ihtiyaçlar doğrultusunda yanlış veya doğru karar veren bir ‘insanlar’ olabileceğini(ya da öyle tasarlanabileceğini)kimse kabul etmiyor.. hemen yargılıyor, yahu sosyoloji okumak veya kürt olmak insanlara illa belirli kalıplar dahilinde hareket etme şartı koşmaz herhalde, 7/24 idealist modda gezen varlıklar değiliz tutkularımız isteklerimiz yasak meyvalarımız var…kürt kızının başındaki bela olayına gelicek olursak belki film ile ilgili kötücül bir söylem olucak ama mertkan’ın babasının kızın nereli olduğunu sorduktan sonraki tepkisini(ön yargısını)-sanki- doğrulayacak şekilde bir olay olur filmin ilerleyen kısımlarında; evet sanki baba haklı çıkmıştır kızın belalı akrabaları ortaya çıkar hatta mertkan da bundan nasibini korkutularak alır işte tam bu iki olayı kafanızda birleştirin babanın nasihatı-kızın başının belaya girmesi..film boyunca babanın verdiği tek isabetli kararın bu olması(ya da böyle ortaya çıkması) ne kadar ilginç..yani bir önerme de bulunacaksınız filmde(kız Vanlı mı oğlum sen o işi unut) sonra o önermeyi doğru çıkaracaksınız(hop eli silahlı kız yakınları) filmin kendi ile çeliştiği tek nokta burası(seyirci tepkisi:yaa babası demişti çocuğa zaten kızı unut diye aferim adama)
    ayrıca insanların filmden kopmasını sağlamadan da sanat filmi çekilebileceğini gösterdi seren yüce o açıdan da ayrıca tebrik etmek gerekir.

  3. DENİZ ÇINAR diyor ki:

    parazit hayatı yaşayan mert, türlü güçlüklere rağmen yaşam mücadelesi veren gül. en çarpıcı diyalog ben ayrı eve çıkcam, sen de ben de kalırsın… her türk asker doğar, cuma namazlarını kaçırmaz, aile olur, çocuk doğurur vs.. bu ortalama güzel verilmiş. yine de toplumdaki ayrımcılığı anlatan film doğu insanını yüceltmemiş; gül sıradan bi adama aşık olabiliyor; çünkü aşk sınıf, ideoloji, vs takmıyor, sevişebiliyor; dini, dili, rengi vs buna mani değil… modern hayat aslında gül ve mert i aynı yatakta aynı cümlelerde birleştiriyor: beni seviyor musun, evet seviyorum.. tutkulu kadın, ilgisiz adam klişesi…

  4. Elestiride cok guzel ve cok dogru tespitler yapilmis.
    Filmde oncelikle mizansenini cok begendim. Ayrintilarda en ufak bir atlama yok, her sey yerli yerinde ve olmasi gerektigi gibi. Zengin sayilabilecek bir aile ile iglili bir cok sosyolojik noktaya deginmis, problemlerden bahsetmis ve bunu cok guzel bir sekilde ifade etmis. Fakat bircok konudan bahsetmesi bazen izleyicinin dikkatini farkli yerlere kaydirabiliyor ve izledikten sonra verilen mesajlarin toparlanmasini engelleyebiliyior. Ayrica filmin adi Cogunluk nedense pek bir sey cagristirmiyor, zorlayinca Mertkan’in cogunluga uymasi olarak algilayabiliriz ama daha uygun bir isim bulunabilirdi.

    http://hayreddin.com/2011/09/04/cogunluk-filmi-majority-movie/

Yorum yapın