abonelik: yazılar | yorumlar

Acının topografyası Ayoade evreni

Geçmiş bizi özgürleştirir mi?

0 yorum

Geçmiş

Aşgar Ferhadi’nin son filmi Geçmiş’i (Le Passé) yönetmenin diğer filmleri olan Elly Hakkında ve Bir Ayrılık ile birlikte ele aldığımızda söz konusu filmlerin geçmişle hesaplaşmadan, ortak bir suçluluk duygusundan, çekilen vicdan azaplarından bahsettiğini söylemek mümkün.

Ön Not: Kafa Ayarı birkaç yıldan sonra tekrar faal hale geldi. Bunu ise elbette sevgili editörümüz Fuat Er’e borçluyuz. Burada bana düşen ise şu bilindik sözleri söylemek: “Biz buradayız sevgili okur, ya siz neredesiniz?”

Lacan’ın “arzu grafiği” (Écrits, s. 692) biraz karmaşık da olsa bize handiyse bütün bir Lacancı teoriyi formüle eder. Söz konusu grafik birçok şeyin yanında iki önemli bilgi verir: Öznenin kendini simgesel düzene dahil edişini, dahası bu dahil edişin geriye doğru işlediğini. Simgesel düzene dahil ediliş elbette bu düzenden nasıl çıkılacağını da ima eder; bu da öznenin geçmişe doğru kıvrılan hattından geçer. Buradaki hat karşımıza gene iki şeyi çıkarır: “objet petit a” ile kurulan fantezi ilişkisini ve geçmişe doğru “ilerlerken” özneleşmeyi gerçekleştiren düğüm noktalarını.

lacan graph

Düğüm noktalarının önemi özneleşme sürecine yaptıkları katkıda gizli. Zira özne böylelikle kendisini simgesel düzene dahil eden Ana Gösteren’in içini doldurur ve düzene dahil olur; bu ise bizi tekrardan iki durumla karşı karşıya getirir: Fanteziyi kat etmekle ve özneleşme sürecini boşaltmakla mümkün olan özgürlük imkânı ile.

Aşgar Ferhadi’nin son filmi Geçmiş’i (Le Passé) yönetmenin diğer filmleri olan Elly Hakkında ve Bir Ayrılık ile birlikte ele aldığımızda söz konusu filmlerin geçmişle hesaplaşmadan, ortak bir suçluluk duygusundan, çekilen vicdan azaplarından bahsettiğini söylemek mümkün. Mümkün ama bu filmleri Lacancı arzu grafiğini göz önünde tutmadan ele aldığımızda bu filmler boyunca seyirciyi (en azından beni) huzursuz eden asıl noktanın kaçırıldığını düşünmeden edemiyorum. Geçmiş’i ele alırsak Samir’in komadaki karısı Celine etrafında dönen hikâye suçun ortaya çıkarılmasından ziyade suçla ortaya çıkacak vicdan azabının mümkün kılacağı itirafa odaklanmakta. İtirafa odaklanmak ise kahramanların geriye doğru ilerleyen özneleşme süreçlerinin Ana Gösteren’i diyebileceğimiz Celine’e dair hikâyenin dairesinin itirafların iştahıyla kapanmaya çalışıldığına dair bir izlenim bırakıyor. Kahramanların hemen hepsinin filmin (ve diğer filmlerin) nihayetindeki huzursuzluğu da bunu göstermiyor mu? İtiraflar edilmiş, vicdan azapları çekilmiş, hesaplaşmalar yapılmıştır yapılmasına ama böylesi bir süreç kahramanları özgürleştirecek yerde -amaçlarının tersine- düğümleri daha da sıkılaştırıp hepsini dairenin içine hapsediyor gibidir.

Kahramanların yolculuğunu arzu grafiği bağlamında izah edersek onların aslında daireyi tamamlamak üzere kendi özneleşme süreçlerini fanteziden geçerek tamamladıklarını görürüz. Söz konusu Ana Gösteren’in boş olması her bir kahramanın kendi özneliğini fanteziyle yani Celine’e dair anlattıkları hikâyeyle doldurarak gerçekleştirdiğini gösterir. Bu ise hepsini simgesel düzenden kurtarmak yerine ona sıkı sıkıya bağlar; dahası sımsıkı düğümler.

Lacan özgürleşmenin ancak fantezinin kat edilmesiyle mümkün olduğunu söylüyordu. Düğüm atmaktan kaçınmakla değil, bilakis analistle birlikte Ana Gösteren’e atıfla yapılan düğüm atma sürecinin tam içinden geçmekle. Böylece özne bir anda kendini boşlukta kalmış, içininse boşalmış olduğunu hisseder; bu durum acı verici olduğu kadar özgürleştiricidir de. Bu ise simgesel düzene düğümlenecek sözden ziyade simgesel düzene eklemlenmeyi imkânsız bırakacak anlamsızlıkla (non-sense) mümkün olabilir.

Bu durumda Geçmiş’in sonu özgürlüğe dair ne söyler? Filmin sonunda Celine’in komadan çıktığına dair bir izlenim bütün düğümlerin çözülebileceğini ama aynı zamanda yeni yeni düğümlerin de atılabileceğini söyler söylemesine ama bir analist kadar mesafeli ve steril Ahmet’in gidişi arkada sessizlik yerine sözün seyirciyi huzursuz eden ağırlığını bırakmıştır.

Yorum yapın