Karanlık… Daha karanlık bir Batman

Bir kahramanla kötü adam, iyilikle kötülük arasındaki ‘fark’ nedir? Batman ortalığı kana, ateşe verirken daha evrensel bir sorgulamaya dahil olur: İyilik için kötülük yapmak doğru mu? Batman’in gizemi de buradadır. Zira ne Superman gibi iyi kalpli bir uzaylıdır ne de her çabasına rağmen naive tavrından vazgeçemeyen Örümcek Adam’a benzer. Gerçi Schumacher seriyi fazlasıyla ‘eğlenceli’ hale koysa da alttan alta bu mesele tüm seri boyunca sürüp gider. Tim Burton ‘kahraman’ımızı grotesk bir hale getirmişken Memento’nun yönetmeni Batman’i daha da ‘karartır’.
Gotham City: Chicago mu, New York mu?
Batman’ın yaşadığı Gotham’ın Chicago’dan esinlendiğini söylemiş Serdar Turgut (Akşam, 23 Temmuz, 2008). Oysa Gotham, argoda New York demek. Bunu, New York-sever Serdar Turgut’un daha iyi bilmesi gerekiyor. Ortada ya enformasyon veya ifade karışıklığı var. Karışıklığın sebebi de son Batman filminin Chicago’da çekilmiş olması… Ama bu Gotham’ın New York’dan esinlenmiş olmasına gene de engel değil (bkz. www.gothamcenter.org).
Burton’ın çizgi romanı andıran siyah-beyaz gotiğine karşılık Nolan’ın koyu sarı ve karanlık teması daha gerçekçi bir şehir atmosferi çiziyor. Ama Burton’ın Batman’lerinde hemen herkeste var olan mizah duygusu bu kez sadece Joker’da, üstelik sinir bozucu bir biçimde mevcut.
“I miss the comfort in being bad”
Aslında biraz kurcalarsanız, en azından popüler kültür alanında, Batman’in dekonstrüksiyona örnek teşkil ettiğini görürsünüz. Zira ta baştan beri filmde ikilikler (binary oppositions) tartışılıyor: İyi ve kötüden ziyade mesele, Batman’in iyi mi, kötü mü olduğu. Batman’i çekici kılan da bu olsa gerek. Hatta Örümcek Adam’ın son macerasında iyi ile kötü arasında gidip gelmesi de buna atıf yapar gibidir.
Batman en baştan beri kendini sorgular: Ben iyilik peşinde olan bir kötü (vigilante) müyüm? Yoksa düpedüz kötü (villain) müyüm? Son filmde Joker’ın sözü de Batman’in kafasının karışmasına sebep olur: “İkimiz de ucubeyiz!” Dahası bir başka yaklaşım kahramanla kötü arasındaki mesafenin eni konu yok olduğunu gösterir: “Ya bir kahraman gibi ölür ya da kötü adam olduğunuzu görecek kadar yaşarsınız”…
Asıl mesele de budur zaten. Bir kahramanla kötü adam, iyilikle kötülük arasındaki ‘fark’ nedir? Batman ortalığı kana, ateşe verirken daha evrensel bir sorgulamaya dahil olur: İyilik için kötülük yapmak doğru mu? Batman’in gizemi de buradadır. Zira ne Superman gibi iyi kalpli bir uzaylıdır ne de her çabasına rağmen naive tavrından vazgeçemeyen Örümcek Adam’a benzer. Gerçi Schumacher seriyi fazlasıyla ‘eğlenceli’ hale koysa da alttan alta bu mesele tüm seri boyunca sürüp gider. Tim Burton ‘kahraman’ımızı grotesk bir hale getirmişken Memento’nun yönetmeni Batman’i daha da ‘karartır’.
Şimdilik son versiyonda Joker’ın (Heath Ledger) öne çıkması da bundan dolayı olabilir mi? Batman ne kadar kötülükten uzak durmaya çalışırsa çalışsın Gotham’ı ateşe vermekten geri durmaz. Joker için ise önemli olan ‘kaos’ ve ‘anarşi’dir. Mafyanın hasılatını yakması gibi Batman’in tüm şehri “tehlikeye atması” da aynı kapıya çıkar aslında. “İkimiz de ucubeyiz… Ben seninle var olurum. Çünkü sen çok eğlencelisin” der Joker Batman’a. Joker için amaç, adından da anlaşılacağı gibi beklenmedik hamleler yapmaktır.
Ledger’ın performansına diyecek yok. Diğer karakterlerin –Teğmen Gordon (Gary Oldman) dahil– Batman’den daha fazla öne çıkması ise önemli bir artı bence. Böylece Batman süblime edilmek yerine iyilik ve kötülük arasındaki çatışmanın ekseni gibi gösteriliyor. “Beyaz Şovalye” Dent’in (Aaron Eckhart) gitgide kötücül hale gelmesi de bahsettiğim çatışmayı başka bir açıdan ele alıyor. Aslında filmin temel derdi Batman’in ‘işler’den uzak durmaya çalışması. Ama maalesef dünya durduğu yerde durmuyor ve bu durum filmi iyimserlikten ‘arındırıp’ kötücül bir noktaya yerleştiriyor. Dünya budur ve yapacak bir şey yok, gibi bir nihilizm filmi Burton’ın karanlık havasına yaklaştırdığı gibi Schumacher’in “sirk gösterisi”nden uzak tutuyor.
Teğmen Gordon’un mafyayı yok etmek için ekibindeki mafyaya yakın adamlardan vazgeçmemesi de filmi idealist havasından arındırıyor. Gordon’ın dediği gibi: Elimde olanlarla en iyisini yapmaya çalışıyorum! Bu da her ne kadar bir kurgu olsa da filmi gerçekliğe daha da yakınlaştırıyor.

Batman ve Etik
Bu “elimde olan budur” yaklaşımı da sanki alttan alta Batman’e atıf yapıyor. Zira Batman şehir tarafından suçlu görülse de (burjuva vicdanında) başka bir imkân olmadıkça kabul edilen bir kahraman olmaya devam ediyor. (Çare yoksa “kötücül güc”e, şiddete başvurabiliriz diyen bu şehirliler acaba kimi hatırlatıyor?)
Çünkü Batman iyisi kötüsüyle –yani zengini ve fakiriyle– mevcut düzenin varlığını korumaya çalışıyor. İşin aksi, Joker da anarşiyi savunsa da bu savunusu ‘sınıfsal’ bir nitelikten çok halktan teveccüh görmeyince doğrudan ‘terörizm’e başvuran Narodnikleri hatırlatıyor.
Joker’ın yüzündeki gülümsemeyle ilgili hikâyeleri de aslında şiddeti çağrıştırmaktan ziyade belirli bir sınıfsal trajediyi dile getiriyor. Ama ne Hollywood ne ‘bağımsız’ Christopher Nolan ne de çizgi romanın kendisi bu tür siyasal vurguları yapmaya elveriyor.
Burton’ın “kimlik politikası”nı ele alan Batman’lerine karşılık Nolan gene de karanlık atmosferi ve iyiliğe mesafeli duruşuyla Batman Begins‘den bu yana işi kotarıyor. Batman, bu filmle birlikte popüler kültür araştırmalarındaki süper kahraman, iyilik ile kötülük gibi meseleleri dekonstrükte etmeye devam edecek gibi duruyor.














Tamamen tesadüfen bu filmi memleket dışı bir şehirde, imax formatında, tenis sahası büyüklüğünde bir perdede,inanılmaz bir ses düzeninde seyrettim…
Büyüleyiciydi… Kapkara bir büyü… Keşke bu yazıyı daha önce okusaydım…Keşke…