abonelik: yazılar | yorumlar

leader
Karanlık… Daha karanlık bir Batman Semih Kaplanoğlu ve Ferzan Özpetek’in son filmleri, Venedik’te yarışacak

Görüntü şiddettir, görüntü aşktır

0 yorum

Ben X

Önce kitap, sonra oyun şimdi de filmiyle tanıştığımız Nic Balthazar Ben X’le yeni bir dilin denemeleri üzerinde emek harcıyor. Filmde kurmaca, sanal ve gerçek dünyanın iç içe geçtiği bir evren sunuyor Balthazar. Bu yönüyle Ben X sadece farklı bir otizm anlatısı değil, anlatım diliyle de yenilikçi bir kulvarda.

Balthazar’ın dili: “Söyleceklerim bitmedi”
Önce kitap, sonra oyun şimdi de filmiyle tanıştığımız Nic Balthazar Ben X’le (2007) yeni bir dilin denemeleri üzerinde emek harcıyor görünüyor. Filmde kurmaca, sanal ve gerçek dünyanın iç içe geçtiği bir evren sunuyor Balthazar. Film yer yer belgesel gerçekliğiyle kesilirken, birden oyunun içine çağırıyor, sonra tekrar kurmacanın görüntülerini sunuyor. Ben X’in, gün geçtikçe artan örneklerine şahit olduğumuz gerçek görüntülerle çizgi-roman ve animasyonu harmanlayan filmlerle akrabalığı açık. Bu bakımdan Ben X sadece farklı bir otizm anlatısı değil, anlatım diliyle de yenilikçi bir kulvarda duruyor.

Ben X

Oyuna “sürgün” Ben
Balthazar, toplumun başka olarak yaftaladığı Ben’i (Greg Timmermans) odağına alıyor; bir bakıma bir sürgünü. Bir sürgünü çünkü filmi bir hastanın gözünden otizm anlatısı olarak değil de, bir sürgünün toplumun hastalığına ve şiddetine tanıklığı olarak okumak daha anlamlı duruyor – Zaten Ben “X”.

Minima Moralia’da Adorno yazarın yazı içinde bir ev kurduğunu söylüyordu: Yazar sürgünlüğünden, yabancılığından, başkalığından ancak kendi elleriyle kurduğu metnin içinde huzura erer. Adorno tam olarak şöyle der: “Yazar bir ev kurar metninde… Artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak yer olur yazı…” Bu sinema-yönetmen ilişkisi için de söylenebilir: “Yönetmen bir ev kurar filminde… Artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak yer olur sinema…”

Balthazar söylemini kitaptan oyuna, oradan sinemaya aktarır, evine farklı odalar eklerken kahramanı Ben, ArchLord adlı FRP’de düşmanlarla savaşarak, biricik aşkı Scarlet’iyle (Laura Verlinden) buluşacağı sarayın inşasıyla meşguldür. Çünkü “[s]ürgünün hayatının önemli bir kısmı, yolunu yitirmesine neden olan kaybı, yönetilecek yeni bir dünya yaratarak telafi etmeye çalışmakla geçer.” (E. Said, Kış Ruhu, İstanbul: Metis, 2000, s. 36-7) Oyunun sloganı bunu destekler: “Raise an Army, Rule the World” .

ArchLord adlı oyun Ben’in kahramanlık diyarıdır, bu sanal ülke onun yegane yurdudur. Dıştaki saldırılardan intikam aldığı, aşkını büyüttüğü, gücüne güç kattığı evidir, huzurudur, konforudur. Dışarısı da bir oyun alanı; haritaya bakılır, silahlar kuşanılır, gereklilikler yerine getirilir: şimdi gülümse, merhaba de, üzgün görün. Ne var ki sürgün için tekinsizlik biteviyedir. Saldırılar her yerden gelir, aniden vurur. “Normal”in kuşatması o kadar baskındır ki “Kendini serbest bırak” çağrıları özgürlük seslenişinden ziyade prangayı andırır. Panoptik sistem insanı kimliksiz kılar.

Ben X

Şiddet bir görüntü meselesidir
Ben X aynı zamanda An American Crime’ın (2007) yanında duran bir şiddet hikâyesi. Ben’in kendi dünyasının dışında – yolda, otobüste, okulda geçirdiği saatlerin azabını seyrederiz: bitmek bilmez aşağılamalar, alaylar ve hakaretleri. Bu yönüyle film toplumsallaşan suçun/topyekûn günahın altını çiziyor. Öğretmenlerin, devletin, yasanın bir “hasta”yı adım adım ölüme götüren toplumsal işkenceyi yok saymasını, bu gibi “olağan” durumlar için hiçbir güvence vermemesini eleştiriyor. Ben’in annesinin (Marijke Pinoy) deyimiyle dikkat çekmek için, toplumsal vicdanı harekete geçirmek için “illa ki önce birinin hayatını kaybetmesi gerekiyor.” İntihar olsun ki haber olsun, dikkat çeksin. Haber olmak demekse pek tabii, televizyona, görüntüye çıkmak demek.

Ben’in acısının en şiddetli tezahürü bu yüzden görüntüye gelendir; hem ailesi, hem seyirci için: Bir gün sınıftaki çocuklar topluca Ben’e saldırırlar. Onu soyarak taciz eder, cep telefonlarıyla Ben’in acziyetini kaydeder, internette yayınlarlar. Bu en şiddetli hakarettir, çünkü görünür kılınmıştır, çünkü pornografiktir, çünkü Baudrillardcı anlamda “fazla görünür”dür (hypervisible).

Balthazar, toplumun “bir öteki olarak otistik”e yönelik saldırısına karşı olası intikamın usulünü işaretlerken de Baudrillardcı bir düşünce sergiliyor. Oyuna oyunla dahil olmayı, düşmanı kendi silahıyla – görüntüyle vurmayı salık veriyor.

Neoliberal öteki oyununda kabul edilmiş ötekiye gösterilen şiddeti kendi yenilikçi tarzıyla işleyen Balthazar, kim bilir, belki bir gün yok edilmesi “gecikmiş ötekiler”i de ele alır. Gerçek sürgünleri, yersizleri, yurtsuzları.

Yorum yapın