Mouchette: Sefaletin ve acımasızlığın filmi [film]

Sevgi yoksunu Mouchette çağına tanıklık ediyor. Onun, kasabanın acımasız dünyası içinde yavaş yavaş ölüme doğru sürüklenişi toplama kamplarındaki ve savaşı yaşayan ülkelerdeki yaşıtlarının hikayesine işaret ediyor. Ve aynı zamanda yüzyıllık bir yalanı ifşa ediyor.
Yapım yılı: 1967
Yönetmen: Robert Bresson
Senaryo: Robert Bresson, Georges Bernanos (kitap)
Oyuncular: Nadine Nortier, Jean-Claude Guilbert, Marie Cardinal
Fransa | 79 dk.
“Mouchette sefalet ve acımasızlığın kanıtlarını sunuyor. Mouchette’e her yerde rastlanabilir: savaşlar, toplama kampları, işkenceler, suikastler.”
Robert Bresson
Bresson 1967 yılında çektiği başyapıtından ve onun ana karakterinden bahsederken iki kelime kullanıyor: Sefalet ve acımasızlık. 14 yaşında bir kızın, kendi içine kapanmış bir kasabada alkolik babası, yatalak annesi ve kundaktaki kardeşiyle yaşadığı ürkütücü sefalet ve kasabadaki herkesin içine yerleşmiş, orada yuvalanmış acımasızlık tohumları. Bu ufak ve bütün ufak yerleşim birimleri gibi baskıcı kasabadan bütün insanlığın yaşadıklarına, insan olma halinin özüne ve insan ruhuna doğru genişliyor Bresson. Bütün çağdaşlarının yaşadığı şoku o da iliklerine kadar yaşıyor. İlerleme mitinin çatır çatır çöküşünü, tanımlamaların göreceliliğini, kendini insanlığın tarih boyunca ulaştığı son nokta olarak işaretleyen batının büyük kibrinin iki dünya savaşı ve yaşanan o kadar acı sonunda nasıl da çözülüp unufak olduğunu seyredip, onun hikayesini anlatıyor. Filmdeki olay akışının hiçbir kıymeti harbiyesi yok aslında. Bir olayı anlatmaktan ziyade ruh hallerinin dalgalanmasını perdeye aktarıyor Bresson. Kıskançlık, öfke, acımasızlık, sorumluluk, utanç ve daha pek çok insanlık halini deşiyor. Ve bunu da inanılmaz bir soğukkanlılıkla yapıyor.
Bresson’un filmlerindeki soğukkanlılık estetik olduğu kadar etik bir ağırlık da taşıyor.* Anlattığı karakterler seyirci üzerinde çok kolay hakimiyet kurmasının imkanını ona verirken o tercihini bu yönde kullanmıyor. Değindiği konu ajitasyona ve duygu sömürüsüne çok açık ve yönetmenin, seyircinin duygu dünyasına ve zihnine yüklenip kendi istediği yönde onu sürükleyebilmesini sağlayacak malzemeyi barındırıyor içinde. İşte bu nedenle bu soğukkanlılık, karakterlere aldığı bu mesafe Bressson’da etik bir anlam kazanıyor. Bresson hiçbir filminde, muhatabının duygu ve düşüncelerini belirleyen, onun zihnine hareket imkanı tanımayan bir yönetmen olmayı tercih etmiyor. Hatta Mouchette karakterine öyle bir mesafede duruyor ki onla özdeşleşme imkanı bile tanımıyor. Mutlak iyi ve kötülerin yer aldığı melodramlar yerine iyi ve kötünün sınırlarının silikleştiği filmler yapıyor.

Bu ahlâki tavrı filmlerinin biçiminde de kendini açığa vuruyor. Örneğin güzel görüntüler ve güzel kareler değil gerekli görüntüler ve gerekli kareler diyor. Profesyonel oyuncular yerine amatörleri tercih ediyor. Estetize etmenin (hem profesyonel bir oyuncunun “oynarken” yaptığı, hem de bir yönetmenin güzel kareler yakalamak isterken yaptığı), seyirci ve yönetmenin göstermek istediği öz arasına yerleşerek o özü perdeleyeceğini ve seyircinin estetize edilmiş yapay, plastik malzeme içinde o öze temas edemeyeceğini düşünüyor. Bu nedenle görünenin ötesine, içine doğru uzanmak için en çıplak ve en dolaysız bakışı arıyor. (Bu nedenle eksiltiyor, eksilte eksilte filmini fazlalıklarından arındırıyor ve billurlaştırıyor.) İşte bu bakışın bize sunduğu korkunç ve katı gerçeklik Mouchette’i bir başyapıt haline getiriyor. Bütün ailesinin sorumluluğu üzerine yüklenmiş sevgi yoksunu Mouchette çağına tanıklık ediyor. Onun, kasabanın acımasız dünyası içinde yavaş yavaş ölüme doğru sürüklenişi toplama kamplarındaki ve savaşı yaşayan ülkelerdeki yaşıtlarının hikayesine işaret ediyor. Ve aynı zamanda yüzyıllık bir yalanı ifşa ediyor.
Bütün acıların insan yaratılışında filizlendiğini söylemeye cesaret edebilen daha kaç yönetmen var ki?
* Bir sanat eseri için bu ayrımın ne kadar anlamlı olduğu tartışılabilir aslında. Godard’ın da dediği gibi bir kaydırma hareketi ister istemez ahlâki bir meseledir. Ama bir bağlantıdan ve ilişkiden bahsedeceksek bağlantı halindeki iki unsurdan da bahsetmek zorundayız. Dolayısıyla bu yazıda böyle bir ayrım tamamen kurgusaldır ve bir ilişkiyi açıklamak için yaratılmıştır.














ben bu film’i ”Yoksullukla örselenen genç duygularımıza ağıt”
olarak adlandırıyorum.