abonelik: yazılar | yorumlar

Gölgesizler: Tekinsiz müsamere Açlık yürek ister

Güneşi gördüm: Ötekiliğin sıradüzeni

0 yorum

gunesigordum_1.jpg

Güneşi Gördüm‘de liberal kültürün Öteki’leri arasındaki sıradüzeni kendini açığa çıkarıyor: Bir Kürtle bir eşcinsel, ikisi de Öteki ama aynı sırada, düzeyde, ‘hiza’da durmuyor. ‘Efendi’nin gözünde eşcinsel gülünç de olsa Kürt kadar ‘sorun’ arz etmiyor.

gri.jpg

Bundan birkaç yıl önce Sakarya’da “kendini erkek gibi hisseden” bir kız bir kızı kaçırdı. Önce aileler itiraz ettilerse de sonunda ikna oldular. Şimdi “çift”imiz mutlu mesut yaşamakta. Aynı şekilde bir süre önce Sakarya’da iki erkeğin birlikte yaşamaya başladığı, kadın olmak isteyenin ameliyat parası için konu komşunun gayret ettiği haberi çıktı. Duyduğum kadarıyla Sakarya sokaklarında el ele dolaşmakta, gizli saklı olmadan ilişkilerini sürdürmekteler.

İki kadının veya erkeğin birlikte yaşamasını ‘hoşgören’ Sakarya mevzu Kürtler, solcular olunca linç etmeye çalışmaktan geri durmaz. Kadının erkek, erkeğin kadın gibi hissetmesi tuhaf olsa da kabul edilebilir ama Kürt olmak, Kürt siyaseti yapmak tahammül edilemez bir ‘cüret’ olsa gerek (Bir kadının erkek olması, erkeğin kadın olmasına göre daha onaylanabilir bir durumdur muhtemelen).

Etnik olarak en karmaşık illerden biri olan Sakarya’da milliyetçiliğin tavan yapması bir başka tuhaf ve enteresan durum aslında. (Bunlardan bazıları  kendi mitolojilerini, pagan kültlerini yaymaya, kendilerine mitolojiden isimler bulmaya, etnik dillerini öğrenmeye çalışırken binyıllardır bu topraklarda yaşayan Kürtlere vahşi bir milliyetçilikle tepki gösterir.)

Güneşi Gördüm, yukarıdaki düzlemler kadar aykırı olmasa da benzer bir ideolojik altmetinle hareket ediyor. Dahası bu ideolojik bakış için düpedüz milliyetçi olmaya gerek olmadığını da gösteriyor. Mahsun Kırmızıgül pelikülü, gerçekçilikle masalın arasında gidip gelen şiddet dolu simgelerle dolduruyor. Ama bu şiddet, Kırmızgül’ün “rol modeli” olan Yılmaz Güney’in adımlarını ilerletmek yerine geriletmekten başka bir iş yapmıyor. Güney’deki şiddet ve simgesellik siyasi, muhalif bir tavrı (adını koyalım: sosyalizmi) ortaya koyduğu gibi işin estetik yönünü de es geçmez: Bir Yılmaz Güney filmi siyasi şiddeti sayesinde melodramın ötesine geçip etik, estetik bir tragedya yatağında akar. Yol, Sürü, Arkadaş, Umut, Umutsuzlar, meşrebleri, nitelikleri ne olursa olsun siyasi ve şiirsel bir şiddetle devinir. Köylüyü, mafya babasını, lumpeni, işçiyi kimi anlatırsa anlatsın Yılmaz Güney ‘trajik’ bir söylemin zeminini kurar. Başka bir ifadeyle Güney sineması melodramı trajik olana çıkartır. Oysa Güneşi Gördüm, politik söylem olarak muhafazakâr bir çokkültürlülükten öteye gitmediği gibi bırakın trajediyi, dramı bile ‘acılı’ bir melodrama ‘düşürüyor.’

gunesigordum_2.jpg

Mahsun Kırmızgül aslında tam da “zamanın ruhu”nu filme alıyor. O demode ‘bilinç’ kavramının ‘farkındalık’ haline geldiği günümüzde siyaset tavan arasına kaldırılırken bilincin ikiz kardeşi vicdan içimizde kalakalıyor. Şiddetin kültürel, toplumsal, sınıfsal bağlamları anlamını kaybederken bütün bu saydıklarımdan bağımsız bir ‘kimlik’ kavramı karşımızda ışıldıyor. Bu ışıltı ise kimlik politikasının özgür hayaletinin gerisinde saklanan zor aygıtının parlak dişlerinden, dişlilerinden başka bir şey değil.

Güneşi Gördüm’de üç erkek kardeşin biri asker, diğeri “dağa çıkıyor”, üçüncüsü ise kendini kadın gibi hissediyor. Eğer yönetmenin bir cüretinden, cesaretinden söz edeceksek bu, ancak üçüncü kardeşin hikâyesi bağlamında ortaya çıkıyor. Kürtlük, feodallik, göçmenlik, ‘terör’ gibi ‘siyaset’e bulaşan meselelerde kekemelikten kurtulamayan Kırmızıgül konu kadın olmak isteyen bir erkeğe gelince zincirlerinden boşanıp, rahatlayıveriyor. Filmde “dağa çıkan” kardeş kısacık gösterilip “daha fazla sorun çıkarmadan” bir çatışmada “ölü ele geçiriliyor” ama eşcinsel Kadri’nin çokyönlü hikâyesi film boyunca sürüyor. Politik şiddet ve onun estetiğinin ‘sıkıcı’ yerini kimlik politikası ve hoşgörü alıyor.

Böylelikle liberal kültürün Öteki’leri arasındaki sıradüzeni kendini açığa çıkarıyor: Bir Kürtle bir eşcinsel, ikisi de Öteki ama aynı sırada, düzeyde, ‘hiza’da durmuyor. ‘Efendi’nin gözünde eşcinsel gülünç de olsa Kürt kadar ‘sorun’ arz etmiyor.

Eşcinsel biri, toplumsal ‘mutabakat’lara itiraz etmedikçe, zor aygıtının ideolojisine, milliyetçiliğine halel getirmedikçe (nasıl getirebilir o ne cüret!) içimizde yaşayabilir. Ancak Kadri gibi ‘bilinçsiz’ biri ‘farkındalığa’ sahip olabilir. Görüntüyü, siniri bozuyorsa önde durmasın, arada kaynayıversin. Madem “biz bize benzeriz” o da bize benzesin (Diyelim ki Sakarya’dakiler gibi kadın olan başörtüsü taksın, erkek olan maço davransın).

“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” sağlandıktan sonra isteyen istediğini yapabilir: Kadınlar erkek erkekler kadın olabilir, Kürtler linç edilir, teröristler “ölü ele geçirilir.”

Yorum yapın