Sevgili Kırca

Geçen gün zapping yaparken sana rastladım. Amma da çok “Olacak O Kadar” çekmişsin, hâlâ yayınlıyorlar dedim. Sonra kanalı tekrar açınca kulağıma Ergenekon lafları falan geldi. Allah Allah, ne öngörülü adammışsın derken dank etti, meğerse bunlar yeni skeçlermiş…

Saat sabahın dördü, ağustosun sonundayız. Birazdan sahur yapacağım, seni merak ettiğim için yazıyorum. İstanbul çok sıcak ama yaşadığım yeri seviyorum; uzaktan davulun sesi hoş geliyor.
Geçen gün zapping yaparken sana rastladım. Amma da çok “Olacak O Kadar” çekmişsin, hâlâ yayınlıyorlar dedim. Sonra kanalı tekrar açınca kulağıma Ergenekon lafları falan geldi. Allah Allah, ne öngörülü adammışsın derken dank etti, meğerse bunlar yeni skeçlermiş…
İşin içinde Ergenekon veya başbakan Erdoğan olmasa anlayamayacaktım. Eski skeçleri alın koyun hiçbir şey fark etmiyor diyecektim. Umarım kızmazsın: Neden kendini yenilemiyorsun?
Neden yenileyesin ki? Ergenekon’a ‘icat’ falan deyip muhalefet yapmak dururken milyarları indiren sendikacılardan, darbe planlarından, gencecik ellere el bombası bırakanlardan mı bahsedesin? Halktan yana skeçlerin sonunda mesaj vererek halkı aptal yerine koymak varken neden kendini yorasın… “Skeç yaptık da kolumuz mu yoruldu” derdin hatırlarım…
Ve seni seyretmek ıstırap vericiydi. Kalakalmıştım, televizyonu kapamak daha da güzeldi. Seni seyrettikçe daha da mutsuz, umutsuz oldum. Hemen bitsin istediğim bir şaşkınlık içinde televizyonumu kapayıp sofraya geçtim. Peki, sen hiç muhalefet ettin mi?
Sevgiler, İ. Nem.
Yazın geldiği nasıl anlaşılır?
Sevgili okurlar, biliyorum yokluğumuzu çekiyorsunuz ama malum yaz geldi, biraz gevşedik, sıcaklar, Ramazan derken…
Ben yazın geldiğini İstanbul’un boşalmasından, sıcaklardan falan değil ama Eda Taşpınar’dan öğreniyorum. Hani denize girme mevsim için “karpuz kabuğu denize düşünce” derlerdi ya eskiden, ben de “Eda Taşpınar şezlonga düşünce” anlıyorum yazın geldiğini. Bu arada hanımkızımız Nurettin Hasman’dan da ayrılmış öğrendiğim kadarıyla, umarım aşk acısı çabuk geçer. Zaten ikoncan mı modacan mı diye program yapıyor, atlatır herhalde…
Bazı okurlarımız Kafa Ayarı yazarlarının muz üstünde olduğunu yazmış ama durumlar sizin bildiğiniz gibi değil. Bırakın muzu, çocuklar bu yaz şamrel yüzü bile görmedi, bilmem anlatabildim mi?
Ancak Kafa Ayarı ekibinin çalışmalara devam ettiğinden şüpheniz olmasın. Yeni “yayın yılında” (moda tabiriyle “yeni sezonda”) bomba gibi geliyorlar. Şiddet, kan, gözyaşı ve aşk… Yakında Kafa Ayarı’nda!
Kafa Ayarı açılımı
Bu arada yeni sezonla birlikte biz de ekip olarak ‘açılım’ yapmaya karar verdik. Bunlardan bazıları şunlar:
- Aramızda para toplayıp Celil’i Cezayir’e göndermeye, Derrida’nın yaşadığı mahalleyi görmeye yollayacağız. Bilet sadece gidiş olacak. Oradan Tunus’a mı Fas’a mı geçer bilmiyorum ama bir süre Derrida isminden kurtulmuş oluruz. (Yahu bu Derrida da yazmış da yazmış kardeşim, hiç mi sonu yok!)
- Yazmaya ısrar ederse google’a “anlaşılması mümkün olmayan Fransız filozofları” yazılacak ve bu filozofların kitapları Celil’e hediye edilecek. O onlarla uğraşırken Kafa Ayarı konsept değiştirecek.
- Okurları çekmek için popüler filmlere ağırlık vermek gerektiğini düşünüyoruz. Fuat daha çıkmadan Recep İvedik 3 yazısı yazmaya başladı bile. Editörden sayfasında iyice hayatından bahsetmeye başlayan Fuat’ın yakında sinema yazarlığını bırakıp “life style” yazıları yazmaya başlayacağını müjdeleyebilirim.
- Ahmet Terzioğlu ve Enes Özel’e popüler konularda yazmaları önerilecek. Terzioğlu “Fıkralarla Türkiye’de Materyalist Teoloji”, Enes Özel “Sır Kapısı ve Spinoza” hakkında yazacak…
- Yukarıdaki önerim kabul görmese de ısrar edilecek. “Fıkralarla Türkiye”, “Sır Kapısı” ekipleriyle röportaj yapılacak…
- Kolbastı ve pilates yapamayanlar yazar kabul edilmeyecek. Yazar olmak isteyenlerden hoptekle kolbastıyı karşılaştıran akademik bir makale yazması istenecek. (en az 5000 vuruş!)
- İsa Nem (ben oluyorum) okur mektuplarına cevap vermeye devam edecek.
- Okurların teveccühünü kazanmak için bütün yorumlar onaylanacak, en çok yorum yazana hediyeler verilecek.
- Başka bloglarla polemiklere girilecek, haftalık vizyona giren filmler hakkında diğer bloglarda yazılanlardan daha boş yazılar yazılıp rekabet kızıştırılacak.














Demek ki böyle! En çok yorum yazan okura hediyeler verilecek öyle mi? “Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem!.” Sürekli okurdum Kafaayarı’nı ve sevgiyle yorum yazardım . Kararlıyım ne okuyacağım ne de yorum yazacağım artık … Önüme Karun’un hazinelerini serin isterseniz!!
Şu güzelim Kafaayarı’nı adeta nöbetle yazı yazarak götürmektesiniz ya şimdiye kadar kırgın bir okuyucunuzdum, artık kızgın bir okur oldum. Gercekten bunu sizler becerdiniz!.. Hayret bir şeysiniz!
Öncelikle merhaba. Yazı benim gibi kumsal yüzü görmeden geçiren Kafa Ayarı ekibine selam olsun. Açılımlarınıza bayağı güldüm doğrusu…
Levent Kırca ile ilgili yazınıza ise aynen katılıyorum. Yıllar önceki skeçler ile şimdikiler arasındaki tek fark alay konusu edilen isimler… Yani tas farklı ama hamam aynı hamam. Keşke siz bunları yazmak zorunda olmasaydınız da ben de size katılmak zorunda kalmasaydım.
Bundan sonra elimden geldiğince yazılarınızı takip etmeye çalışacağım. İyi çalışmalar dilerim…
Sanki “mit” bana nispet olsun diye mi yorum yazmış!
Eski bir Kafa Ayarı okuru olarak, bir önceki yorumda ne yorum yazacağım ne de okuyacağım diyorum. Resmen açıkca sitem ediyorum.Bir sonraki yorumda “mit” yazılarınızı elimden geldiğince takip etmeye çalışacağım diyor. Kibar kibar da iyi çalışmalar diliyor. Yeni bir Kafa Ayarı okuyucusu olduğu nasıl belli oluyor. Geçmişi bilmiyor. Benim gibi geçmişteki Kafa Ayarı yazılarını bilenler, şimdi gözlerini tavana dikip, ellerini iki yana açıp
lüten tekrar başlasınlar diye dua ederler. Başlıyorlar ama galiba… Dönüyorlar sırayla:)